Menbau’n Nur fi ru’yeti’r Resul – Muhammed Nuru’l Arabî

Menbau’n Nur fi ru’yeti’l Resul – Malum ola ki, 1245 tarihinde Mekke-i Mükerreme’de misafir oldum. Ve sinim onyedi idi. Mekke-i Mükerreme’de ulema-i izam ve meşâyih-i kiramdan Seyyidinâ Ömer Abdürrasûl (K.S.) hazretlerine biat eyledim.

“Mısır’a ricat eyle ve seferî namazını mezhep-i Şafii üzere eda, yani cem ve kasr eyle” deyu buyurdular. Fakir de; ( el emrü fevkel edebi ) kaidesince Mısır’a dâhil oldum. Dâhil olduğum gün Seyyidinâ ve Mevlana eş-Şeyh Hasan el-Kuveysnî (K.S.) hazretlerine Câmi’ü’l- Ezher’de mülâki oldum.

Hatta Hazreti Şeyh ekmek ve hıyar turşusu ile kuşluk yerler idi. Ellerini ba’de’ttakbîl “Haccın mübarek olsun” deyu tebrik eyleyip, “İmam Hüseyin (R.A.) hazretlerinin makamını ziyaret eyle” deyu emir buyurdular.

Fakir dahi Câmi’ü’l-Ezher’den çıkarak, sokak tarafından olan kapıdan makam-ı âliye girdiğim zaman, harikulâde olmak üzere İmam Hüseyin’in makamlarında bahusus duhâ vakti olduğundan galebelik olmak lazım gelirken, hiç kimse görünmez oldu.

İlk nazarda gözüme makam-ı âlide nurun ala nur bir zat göründü. Ve derhal Resulullah (S.A.S) olduğu ilham olunduğundan, ben dahi hazretine varıp ellerini bûseyledim.

Ve bana dua eyleyip arkamı mesh eyledi. Badehu “Git” deyu emir buyurdu. Fakir de emri şerifine imtisal, en Câmi’ü’l-Ezher tarafından olan kapıdan çıkıp, camiye nazar eyledim. Makam-ı kebir hali idi.

Geri döndüm. Hazret-i Risalet’i mihrabda bulmadım. Yine sokak tarafından olan kapıdan serian çıktım. Yine makam-ı Hüseyin’e döndüm. Nas dolu. Kezalik, cami dahi âdeti üzere insan dolu buldum.

Yine geri dönüp Câmi’ü’l-Ezher’e gidip Seyyidinâ Hasan el-Kuveysnî Hazretleri’ne gidip, elini takbil ederken; “Filan kitabı okut“ deyu bana buyurdu. Yani sana ilim vehboldu demektir. Badehu “Sen Rum’a git“ deyu bize emreyledi.

Fakir dahi emrine imtisâlen bilâ tehir Rum’a varıp, Koçana kasabasında müderris oldum. İptida ki Ramazan dersinde Emâlî kasidesini Osmanlı lisanı ile Cami-i Şerif’de okuttum. Talebelerim; Mustafa ve İbrahim ve Ali ve Hasan ve eş-Şeyh Abdurrahmân Efendizade Ahmet Efendilerdi. Ve usul-i Fıkıh ve Fenâri sıra dersimiz oldu ve dersiam ile meşgul oldum.

Bu esnada Üsküp Valisi merhum Hıfzı Paşa duhân içmeye sebep oldu. 1253 senesinde manada Medine-i Münevvere’ye vardım. Mahmudiye Medresesi şadırvanında abdest alıp Harem-i Şerif’e girerken, İmam Ömer (R.A) hazretleri Bâbüs-Selâm atebesi sağ tarafında oturur idi.

Fakire bakıp; “Abdest almadın. Geri dön abdest al“ dedi. Fakir dahi geri dönüp güzel abdest aldım. Sular azalarımdan akarken Bâbüs-Selam’dan Harem-i Şerif’e girmeye şurû eyledim. Hazreti Ömer Fakir’e emredip; “Abdestin yoktur, geri dön. Güzelabdest al “ dedi. Fakir dahi “Tamam abdest aldım“ deyu cevap verdim.

İmam Ömer dahi gazapla kalkıp, bizi yere yıkıp, arkama iki kere eliyle vurdu ve benden kayy geldi. Bâbü’s-selam Meydanı’nda içtiğim dûhandan zifir, parça gibi şeyler benden çıktı.

Badehu yine İmam Ömer, Fakir’e; “Geri dön. Tekrar güzel abdest al“ buyurdu. Fakir dahi tekrar geri dönüp abdest aldım ve İmam Ömer (R.A) Harem-i Şerif’e girdi. Fakir dahi Harem-i Şerif’e girdim.

Mihrabı Nebevi’de Hazret-i Risalet ku’ûd ve hulefâ-i güzinden Ebubekir ve Ömer sol tarafından, Osman ve Ali hazretleri dahi sağ tarafından cülûs ederler gördüm.

Fakir dahi bu meclis-i sa’idin huzurunda divan durdum. Hazret-i Risalet aleyhi ekmelü’s-salâvat efendimiz hazretleri, cümle meclise ra’s-ı saadetleriyle ima ile “Otursun“ buyurduklarını anladım. Ebubekir Sıddık (R.A.) hazretleri mübarek eliyle Fakir’e “Gel“ deyu işaret eyledi.

Fakir dahi varırken teeddüben Hazret-i Şah tarafından oturdum. Ebubekir (R.A.) ; “Niçin bu tarafa gelmedin?“ söyledi. Fakir dahi cevap vermeye hayâ eyledim. Hazret-i Şah dahi; “Bu mecliste taraf yoktur“ deyu cevap verdi.

Ve Resulullah (A.S.) tebessüm buyurdular. Badehu Hazret-i Şah ile hafiyyen mükâleme ettik. Badehu Hazret-i Resulullah (A.S.) Sure-i Fetih’i minberde kıraat eyledi. Rüyadan uyandım.

Ve sene-i merkumede Bâbüs-Selâm’dan duhul edip huzur-u Resulullah’da dururken, Ebubekir (R.A) şebekenin Babüt-Tevbe kapısı yanında durup, Fakir’e eliyle “Gel “ deyu işaret eyledi. Fakir de vardım, kapıyı ve hücreyi açtı.

Resulullah (S.A.S.) huruç edip, sağ elinde yeşil ve sol elinde beyaz hırkaları hiddetle; “Al, giy“ deyu emir buyurdular. Fakir dahi fil-hal bükâ eyledim. Ebubekir (R.A.) “Niçin ağlarsın?“ dedikte, ben dahi; “Resulullah bana gazap eyledi “ diye cevap verdim. Ebubekir (R.A); “Sana ancak bu yolda tekâsül etmeyesin deyu yol gösterdi“ dedi. Ben dahi rüyadan uyandım.

Elhamdülillah, hırkayı giydiğimden, ma’adâ hırka senedini dahi’an Resulullah’dan telâkki eyledim. Şeyhü’l Ekber Efendimiz, Hızır (A.S.)’dan telâkki eyledi.

Ve yine 1254 tarihinde Koçana Medresesi’nin dershanesinde manada Resulullah (S.A.S) ile Ebubekir ve Ali hazeratı dershaneye gelip, Resulullah (S.A.S) şilte üzerine oturup, Ebubekir önünde kilim üzerine oturdu.

Resulullah (S.A.S.) bir divit ve bir kâğıt aradı. Ben dahi divit ve kâğıt verdim. Resulullah dahi üç bent yazı yazdı. Fakir’e verdi. Ve “Oku“ deyu buyurdu. Fakir dahi; “Okudum, manasını bildim. Lakin müellifi lâyıkıyla anlayamadım.” dedim.

Resulullah dahi Ebubekir’e telkin etsin deyu emir buyurdu. Ebubekir dahi bir bendi tevhidü’l-ef’al ve bir bendi tevhidü’s-sıfat ve bir bendi tevhidü’z-zaolarak telkin eyledi. Rüyadan uyanıp, mütenebbih oldum.

1255 tarihinde Üsküp’te iskân ettim. 59 senesine kadar bu makamat-ı selâseye müdavemet eyleyip zevk eyledim. 59 tarihinde Hicaz’a azimet eyledim. Mekke-i Mükerreme’ye şehri Şaban’ın on dördüncü gününde dâhil oldum. Tavaf-ı kudûm eyledim.

Harem-i Şerif’te otururken meczup suretinde bir zat yanıma gelip oturdu. Gömleğinin üstünde kehleler gezip, tamam gömleğime geçecek dereceye geldikleri zaman yine dönerlerdi.

O zat bana dedi ki: “Sakın kehlemizden korkma. Zira bizim kehlemiz terbiyelidir. Başka kimseye gitmez.” Ben dahi: “İsminiz nedir?” dedim. “İsmim Derviş Mehmed’dir, ehli Mekke’den ve Beytü’l-Kadî evlatlarındanım.” dedi. “45 tarihinde Hacc-ı Şerif’e geldiğin vakit seninle beraber oturdum… Hatta ol vakit mavi kürk giymiştin. Daha hadâset-i sinin vardı.” buyurdular.

“Tarikiniz nedir?” dedim. “Muhammediye’dir” buyurdular. “Ben de isterim” dedim. “Gir” dedi. “Dersin nedir?” dedim. “Cemmül cemdir” dedi. “Makamat-ı tevhid bana telkin olunduğundan telkin eyle” dedim. “Kırk gün halvete gir” dedi.

Fakir dahi kırk gün halvete girdim. Zeytinyağı katık eyledim. Esna-i halvette, makam-ı Hanefi ardında rüyada bir zat gördüm ki, tavafta ve Hacer-i Esved ziyaretinde olan izdihamda elini bûsederlerdi.

Fakir dahi Bâbü’l-Umre tarafından gelip, ol zatın elini öpmeye yürüdüm. Ol zat kıyam buyurdular. Elini öptüm. Oturdular. Ben dahi uyandım.

Badehu, Derviş Mehmed Hazretleri’ne manayı nakleyledim. “Tevhid-i zat mürşidi oldun” dedi. “Ne vakit?” dedim. “Haber veririm” dedi.

Badehu Zilhicce’nin 15. günü Bâbü’l-Basıta hizasında Derviş Mehmed’e mülâki oldum. Gördüğüm zat yine zuhur etti. S.A.S. O esnada Derviş Mehmed çekildi. Ve ol zat duadan sonra Beyt-i Şerif’e karşı Fakir için tazarru ve niyaz eyledikten sonra, odaya gelip hizmetimizde bulunan Gradas’lı Hacı Emin’i gördük.

Manen makam-ı cemi telkin eyledi. Ve ta’âm teklif eyledim. “Ta’âm yemeyiz” dediler. Badehu “Medine’ye gitmek isterim, selam var mı?” dedi. Fakir: “Selam ederim” dedim. “Yarın inşâallah bu vakit gelirim” dedi.

Fil-vaki ertesi gün ol vakit o mevzide yine mülâki oldum. Kel-evvel, Fakir için Beyt-i Şerif’e karşı dua ve tazarru eyledi. Badehu odaya geldi. Hazretül cem makamını manen telkin eyledi.

Kel-evvel taam teklif eyledim. “Ta’âm yemeyiz” dedikte; “Ta’âm yemezseniz, lakin elbisemi giyersiniz ya” deyup, kisvemi verdim. Aldı ve giydi. Badehu bana: “Medine’de mülâki oluruz” dedi. Fakir dahi Medine’ye vardım.

Fil-vâki Bâbüs-Selam’da mülâki olduk. Cemmül cem makamını telkin eyledi: İzdiham, güya kimse yok gibi idi. “Bağdat’a gideceğim” dedi. Fakir dahi bir haftadan sonra Medine’den çıkıp, Mısır canibine teveccüh eyledim.

Konak konak gidip bir gün Cin kal’asına vardık. Fakir bir koyun alıp pişirtip, fukaraya tasadduk eyledim. Ve başını alıp kendim yedim. Ve gün uykusu uyurken, manada kendimi Medine’ye varıp, BâbüsSelâm’dan dâhil olur gördüm.

Resulullah (S.A.S) Hazretleri’nin şebeke-i şerifi yanına vardım. O anda Hazreti Resulullah (S.A.S.) Hazretleri’nin suret-i unsûriyyesi olmayan suret-i nuraniyyesini görüp, güneşin nurundan daha safi ve nurlu gördüm.

Hazreti Resulullah dahi şebeke-i şerifin dâhilinden mübarek ellerini açıp, Fakir’e “Yürü” dedi. Fakir dahi yürüdüğümde beni, şebeke-i şerifin içine aldı. Ol anda şebeke-i şerifte mahvolup, Fakir’i kendine geçti. Ve Ahadiyetül cem makamını telkin eyledi.

Ve 97 tarihinde Usturumca’da odamda oturup Sultanü’l-Âşığın Ömer b. Fârid Hazretleri’nin divanına bakarken, kendimden gâib oldum. Ve kendimi Mekke-i Mükerreme’de, Müzdelife’de, Meş’arü’l-Haram’da gördüm. Ve yanında iken cemm-i gafir asker taburları gibi üçer üçer üç tabur asker gördüm.

Ve mütekaddimlerinde üç zat gördüm. Ve sağ tarafından olan zata nazar eyledim. Acaba Mekke-i Mükerreme’de, odada, bize telkin eden Resulullah mıdır derken, hemen o zat cemal-i şerifini açtı. Fakir dahi nazar eyledim. Gördüm ki Resulullah’dır. Yanına vardım, bana dedi ki: “Enbiya ihvanlarımızdır. Ancak onları bildiğini onlara bildirme” diye emir buyurdu.

Badehu biz Arafat canibine teveccüh eyledik. Ve anlar Müzdelife canibine gittiler. Ve anlardan hiçbirisi bize söylemedi, bakıp güldü. Badehu kendime geldim. Bu gaybubet, yarım saat kadar imtidad eyledi.

Bir daha manada Üsküp’te dışarı avlunun üstünde Hazret-i Resulullah (S.A.S.) hazretlerini gördüm. Abdest almak üzere idi. Fakir dahi bir ibrik su ile abdest havlusunu aldım. Hz. Resulullah abdest alıp, Fakir suyu koydum.

Ve yanımdaki bir su ile üç defa ra’s-ı şeriflerini mesh eyledi. Ellerini başından kaldırmadı. Yani üç dahi bir vaz ile önden geriye, geriden öne ve önden geriye mesh eyledi. “Abdestim böyledir” deyu buyurdular. Elhamdülillahi Teâlâ abdest-i seniyyelerini kendilerinden telkin eyledim.

Kütüb-i Fıkıh’ta bunun suretini aradım. Halebî haşiyesi, Hılyetü’n-Naci’de buldum.

Ve bir rüyada dahi Hazreti Ali (K.V.) ve (R.A.) hazretlerine mülaki oldum. Ve bana: “Ehli beytten ve evlad-ı Resul’densin” buyurdular. Ve Hazret-i Aişe (R.A)’ın hanesine girdi. Kendileri tariketü’d-dünya meşrepli olduğundan ziyneti yok idi. Ve Hazret-i Hatice (R.A.) kabr-i şerifleri dahi gayet nurlu ve müzeyyen gördüm.

Elhamdülillahi Teâlâ, evladı manevi olduğumuzu tebşir buyurdular.

“Menbau’n Nur fi ru’yeti’r Resul – Muhammed Nuru’l Arabî” üzerine 2 yorum.

    1. Merhaba, 3. Devre Melamî Ekberî piri Nuru’l Arabi hazretlerinin risalelerinden bazıları bu şekilde kısadır. Bu eserin tamamıdır.

Bir cevap yazın