Risale fi beyan-i suluk-i Şeriat ve Tarikat ve Hakikat – Muhammed Nuru’l Arabî

Risale fi beyan-i suluk-i Şeriat ve Tarikat ve Hakikat – Malum ola ki, sülûk-i Hakk üç kısım üzeredir: Evvelki sülûk; şeriattır. Salik-i şeriat olan, kendi zatına ve zevat-ı âleme yani mevcudatın cümlesine nazar edip, “ Ben yokken var oldum” deyu bi’z-zarure Mevcut Teâlâ Hazretleri’nin varlığın fehmedip, zatını ve cemi zevatı Hazret-i Hakk’a delili kat’i isbat eder.

Ve bu sülûka, tariki istidlâl ve ilmel yakın derler. Şüphe ve şekden hâli değildir. Bundan ötürü bu sülûkta ümmet iftirak ettiler. Ve bu iftirâka S.A.V. işaret edip buyurur: ( Setef teriku ümmeti ala selâsin ve seb’ine firkaten küllühüm finnari illa firkaten. )

Delil-i akli ve nazarı fikri ile iktifa etmeyip, belki delil-i nakliyi zammedip, mukallidür-resul ve mukallidi ashap olanlardır. Zira delil-i akli kâh hata ve kâh isabet eder. Amma delil-i nakli hata etmez. Zira muhbir-i sadık, nefsül emre mutabık haber verir.

İkinci sülûk tarikattır. Salik olana zikir telkin olundukta halvet ve riyazat ve devam-ı zikir ile ve zakir-mezkûr vâhid olup, daima huzurda ola. Bu sülûk haldir, makam değildir. Zira vakıaya mutabık değildir. Keşfolmadıkça makam olmaz. Bu sülûkta olan yine ehli hicaptır. Ve bu sülûk gayet asîrdir.

Üçüncü sülûk; hakikattir. Hakikat gayet sehildir. Fakat mürşidini bulmak müşküldür.

İmdi, Hakk Teâlâ’ya dört tecelli vardır.

Tecelli-i evvel, tecelli-i zattır. Ol tecellide isim ve resim yoktur. Ancak bizatihi lizâtihi mütecellidir. Bu tecelliye Ahadiyet ve Hakikat-i ilâhîye derler.

Tecelli-i sâni, tecelli-i sıfattır. İmdi; hayat, kudret, iradet, ilim, semi, basar, kelam; bu sıfatları ile mütecellidir. Ve bu tecelliye tecelli-i vahdet ve Hakikati Muhammediye derler.

Tecelli-i sâlis, tecelli-i esmadır. Mezkûr olan sıfat mezahirde zahir olursa, ona esma derler. Velhasıl zatullahın mazharı sıfat ve sıfatın mazharı esma ve esmanın mazharı ef’aldir. Ve bu tecelliye vahidiyet ve Hakikat-i İnsanîye derler.

Tecelli-i râbi tecelli-i ef’aldir. Tecelli-i ef’al, makûlat ve mevhûmât ve mahsüsât zuhurudur. Yani sûridir. Ve bu tecelliye Hakikat-i Şuhudiye-i Sûriye ve Hakikat-i Âdemiyye derler. Ve rububiyet dahi derler. Cümle tecelliyat-ı erbaaya ulûhiyet derler.

İmdi, Hakk Teâlâ Rububiyet mertebesinde, dünya ve ahirette rüyet ve müşahede olunur. Zira maddesiz rüyet olmaz. (…rabbi eriniy enzur ileyk, kaâle len terâniy…) (Araf 143) (…vücuhün yevmeizin nâdıretün illa rabbihâ nâzıreh) (Kıyame 22–23) varid oldu. Resulullah (S.A.V.) buyurdu: ( setef terevune rabbeküm kema terunel kamere leyleten bedir )

İmdi, salik suver-i âlemde ve mevâdd-ı mahsuse ve makule ve mevhumede esma-i Hakk ve sıfat-ı Mevcud-u mutlakı müşahede ederse, aynel yakın derler. Hulül lazım gelmez. Tecelli-i Hakk’dan ma’ada gayr ve ağyar yoktur ki, hulül lazım gele.

Bu makamda salik olan, cemi-i azâ ve kuvâsıyla, ismi celal ile zakir olup, Hakikat-i Muhammediye’yi rabıta eyleyip Allah diye. Badehu, hakikatinin zat-ı Hakk olduğunu müşahede ve rüyet eyleyip, rabıta edip Allah diye. Buna Cem-i Ehadî-i batın ve maddede zahir olduğundan buna, Cem-i Muhammedî derler.

Eğer, Cem-i Ehadî fakat rabıta olursa makamül cem derler. Ve eğer Cem-i Muhammedi rabıta olursa hazretül cem derler. Ve eğer bir rabıtada Cem-i Ehadî hem Cem-i Muhammedi ikisi cem olursa cemmül cem derler. Ve eğer cem, aynı hakikat-i vahide olduğuna rabıta olursa ahadiyetül cem derler.

İman-ı tahkiki nihayetidir. Gayri makam yoktur. Âla makam budur. Ve salike vacibdir ki, kable’n-nevm ve fî cinhi’l-leyl müdavemet ve rabıta-i zikri zaruri ile Allah diye. Ta ki cevher-i heyûlânî olan Cem-i Muhammedî (S.A.S.) sureti nuriyyeye münkalib olup ke’ş-şems nur-u Muhammedî âlem-i misalde veya murakabede zahir olur.

Badehu nurul-envar ve aslü’l-usul nur-u akdesi rabıta edip, bi’zzarûre hayalde nakşolur. İmdi, zikir ve rabıta zarurî oldukta nur-u Muhammedî cesede zahir olur. Bir an gaip olmaz.

Hal-i sülûkta muhib olan mahbube mülâkat için ziynet-i zahire, yani hicab-ı beşeriyetten ve sıfat-ı enâniyetten soyunup ve kisve-i nezafet ve letafet-i rûhiyyeyi libas edip, o kisve ile mahbuba varmak lâzımdır.

Allahümme zeyyne biziyneti taat’il mahbubi velatü hakarne bi muhalifeten nebiyyen ve alihi ve ehlibeyte emin ya muiynü velhamdülillahi Rabbil âlemin.

Bir cevap yazın